29 Mayıs 2007 Salı

Bir askerden PKK adına tüyler ürpertici itiraf..

33 erin şehit olduğu 12 yıl önceki katliamdan sağ kurtulan üç asker, yaşadıklarını anlattı.
Yıl 1993. Malatya’dan iki sivil midibüse biniyorlar. Hepsi sivil giysili. Üniforma ve postalları çantalarında. Hiçbirinde silah yok, kendilerine refakat eden tek bir askeri personel de. Saat 18.00. Bingöl’e 10 kilometre var. Dağlık, dar bir yol. Birden silah sesleri yankılanıyor. İlk virajı geçtiklerinde, 50 PKK’lının karşı yönden gelen Bingöl Tur’a ait bir otobüsü durdurup, çoğunluğu terhis olmuş ya da dağıtıma giden sivil erlerden oluşan 50 yolcuyu esir aldığını görüyorlar. Şoföre bağırırlar; ‘Geri dön!’ Şoför oralı olmaz. Zaten 4 saatlik yolda 3 mola vermiş... Otobüsün kapısını, ‘Orada ben yoktum’ diyen Şemdin Sakık, o zamanki adıyla ‘Parmaksız Zeki’ açıyor.

OSMAN PARTAL ANLATIYOR

Trabzonluyum. İki midibüsteki toplam 50 askerden biriydim. Van-Özalp’taki birliğime gidiyordum. Yol boyunca gereksiz molalar veren şoför bir ara lastik patladığını söyleyip durdu. Lastiğin patlamadığını, krikoya dokunmadığını gördüm. Aksın altına girdiğinde birileriyle konuşma yaptığını duydum. Galiba telsizle konuşuyordu. Şemdin Sakık, şimdi Hürriyet’te yayımlanan açıklamalarında ‘Eylem planlanırken buradan askerlerin geleceğini bilmiyorduk’ diyor. Yalan söylüyor. Çünkü ilk otobüsün en ön koltuğunda oturuyordum. Yolumuzu kestiklerinde şoförün kapısını bizzat Sakık açtı. Toprak rengi üniforması vardı üzerinde, aynı renk kasketi ters takmıştı. Omuzundaki tüfeğin namlusu yere bakıyordu. Şoföre, diğer otobüsün nerede olduğunu sordu. ‘Arkada, geliyor’ cevabını aldı. İki dakika sonra diğer otobüs düştü pusuya. Yani bizi bekliyorlardı.

DOĞULU-BATILI DİYE AYIRDILAR

Geceyarısına kadar teröristlerle yürüdük. Mola verildiğinde niçin kaçırdıklarını, amaçlarını sorduk. ‘TC ateşkes ilan edince, iki gün içinde sizi serbest bırakacağız’ dediler. Saat 01.00 sularıydı. Sakık’ın talimatıyla tek sıra olduk. Şemdin Sakık nereli olduğumuzu sorup, Doğulu-Batılı diye bizi iki gruba ayırdı. Sakık, doğulu olmayan benim de içinde olduğum 34 kişinin eğitim kampına götürülmesini söyledi. Dağda koşar adım yürümeye başladık. Bize eşlik eden teröristler sürekli değişiyordu. Toplam 300 kişiydiler. Bir köye gittik. Kapısını çaldıkları evlerden başka teröristler çıkıp gruba katıldı. Kimi terörist evlere gidip istirahat etti. Bir ahıra soktular bizi öldürmek için. Sonra vazgeçtiler. Tekrar yürümeye başladık. Sabahı göremeyeceğimi düşünüyordum. Yıldızlara son kez bakıp annemi, babamı, köyümü düşündüm. Bir ırmaktan geçerken su içtik. Dağ yoluna çıktık. Davranışları sertleşti. Durdurdular. Saat 03.00 sıralarıydı. Yolun kenarına dizilmemizi istediler. Kolkola girip sıklaşmamızı istediler. Yanımdaki arkadaşıma ‘Devrem bizi vuracaklar’ dedim.

DEVREMİ ÖLÜ GÖRÜNCE BAYILDIM

Tir tir titriyordum. Kalaşnikof, Bixi ve Kanvasların emniyetlerini açtılar. Sonumuzun geldiğini anladım, kelimeyi şahadet getirip kendimi yere attım. Taramaya başladılar. Dizime bir mermi isabet etti. Vurulanlar üzerime düşüyordu. Kafamı koruyordum. Hepimizin öldüğünden emin olmak için yüzlerce mermi yağdırdılar. Gittiklerini, seslerin uzaklaşmasından anladım. Altı yedi arkadaşım sağdı henüz. Diğerleri paramparçaydı. Can çekişenler, hırıldayanlar, ağlayanlar, inleyenler... Su istiyorlardı. ‘Anne, anne’ diye bağırıyorlardı. Öldüğümü zannediyordum. Kendimi çimdikledim, ölmemişim. Devremi beyni parçalanmış görünce bayılmışım.

Bizi yan yana dizip 1570 mermi sıktılar

Ayılınca şehit arkadaşlarımı sırt üstü çevirdim. Dokunduğum her uzuv elimde kalıyordu. Beyin, ayak... Yardım aramak için yukarı doğru koşmaya çalıştım. Kan kaybediyordum. Asfalta çıktım, bir kamyonla yakındaki Elmalı Karakolu’na gittim. Olanları anlattığımda dinleyen jandarmalar ağlamaya başladı. Helikopter, tanklar geldi. Şehitleri aldık. Olay yerinde 1570 mermi kovanı bulundu. Yani silahsız erlerin herbiri için 50 mermi kullanmışlardı...

Şoför biliyordu

ERKAN OMAY ANLATIYOR

Adanalı hemşerim Mehmet Tura’yla Manisa-Kırkağaç’ta acemi eğitimimi tamamladım. 24 Mayıs sabahı, jandarma komando olarak Siirt’teki birliğimize gitmek üzere Malatya’dan iki sivil midibüse bindirildik. 50 askerin hiçbirinde silah yoktu. Bizi koruyan refakatçı da. Bingöl’e 10 kilometre kaldığını belirten tabelayı geçtik, ilk dönemeçte silah sesleri duyduk. Saat 18.00’di. Karşı yönden gelen Bingöl Tur otobüsünü tarayan 50 kadar PKK’lı, çoğunluğu bizim gibi asker olan yolcuları indirmişti. Şoföre geri dönmesi için bağırdım. Duymazdan geldi. Zaten tuhaf şekilde, 4 saatte 3 mola vermişti. Bizi indiren PKK’lılar ‘Geleceğinizi biliyor, sizi bekliyorduk’ dedi. O sırada feryat figan, yaşlı bir adam çıktı karanlıklardan. ‘Oğluma ne yaptınız’ diyordu. Adını söyleyince oğlunun otobüslerde olmadığı anlaşıldı. Çok yaşlı olduğu için babaya dokunmadılar. Geldiği gibi gitti. O baba sayesinde kurtulduk. Hepimizin öldüğü sanılıyordu. Askere gidip sağ kalanlar olduğunu söylemeseydi teröristler hepimizi öldürecekti.

YANLIŞLIKLA 9 ŞEHİT DAHA

Sürekli yürüyorduk. Ertesi gün 12.00’de silah seslerinden askerlerin yaklaştığını anladım. Asıl harekat 16.00’da başladı. Sikorsky ve F-16’lar uçuyordu tepemizde. PKK’lılar kazma kürek çıkarıp siper kazdı, kayalıklara saklandı.

Bizi hedef olarak ortada bıraktılar. Askerimiz, yanlışlıkla içimizdeki 9 eri şehit etti bu yüzden. Müthiş bir yağmur vardı. Bizi kalkan olarak kullanan Şemdin Sakık bir ara yanımıza geldi, sağ kaldığımızı görünce şaşırdı. Teröristler geri çekiliyordu. 13 kişi kalmıştık. Kurşuna dizilenlerin arasından kurtulan Osman Partal da aramızdaydı. Ellerimizi çözmeyi başardık. Kaçmaya başladık. Karşılaştığımız birkaç teröriste ‘Bizi serbest bıraktılar’ dedik. İnandılar. Birbirimizden ayrılmış, askerlerin bulunduğu yöne koşuyorduk. Bulduğum bir dala beyaz mendil bağladım, bir yandan bağırıyordum. Tükendiğim anda korucular ve askerlerden oluşan timle karşılaştım. Mavi berelileri görünce ağlamaya başladım. Komutan ‘PKK’lı var mı içinizde?’ diye sordu. Sonra sarılıp hepimizi tek tek öptü. Bingöl Cezaevi’ndeki bir koğuşa götürdüler bizi. Elbiselerimizi değiştirdik. Evlerimize telefon edebileceğimizi söylediler. Kafam durmuştu yaşadıklarımdan sonra. Evin telefon numarası bir türlü aklıma gelmediği için arayamadım.

ERKAN UMAY ANLATIYOR

10 kişilik yakın korumaları arasındaki, ‘hemşire’ diye hitap ettikleri kadın bizimle alay etti. Sakık, ‘Sorunumuz rütbelilerle, size bir şey yapmayacağız’ dedi. Her birimize nereli olduğumuzu sordu. Aramızda Denizli ve Konya’dan olanlar çoğunluktaydı. Hemşerilerden oluşan timler daha başarılı olur, tehlikelidir diye bir kenara ayırdılar. Şehit olan 33 arkadaşımızın çoğunun bu iki ilden olmasının nedeni bu. Bu arada bir er ‘Ben Kürt’üm’ deyince PKK’lı ‘Kürt-Türk fark etmez. Asker askerdir. Biz askere düşmanız’ dedi. Tek sıra olmamızı istediler. En başta ben vardım. Mehmet Tura 6’ncıydı. Yan yana olalım diye gittim, 7’nci oldum. ‘Baştan 6 kişi gelsin’ dediler. Diğer sıralardan aldıkları 6’şar kişiyle bir grup oluşturdular. ‘Kolkola girin’ deyip götürdüler. Arkadaşlarımız kolkola ölüme gittiler.

SİLAHLAR 10 DAKİKA HİÇ SUSMADI

Derken yer gök Kalaşnikof cayırtısına boğuldu. Kalaşnikoflar 10 dakika boyunca hiç susmadı. Mehmet’in bana son bakışını unutamıyorum. Sırada yer değiştirmesem, onun önünde dursam beni götüreceklerdi, Mehmet ölmeyecekti. Adana’da ticaret lisesinde sevdiği bir kız vardı. Terhis olur olmaz evleneceklerdi.

Askerin üniformasını çıkartıp kendisi giydi

ERKAN OMAY ANLATIYOR

Sayıları 150’yi bulan PKK’lıların silah tehditi altında yürümeye başladık. Bir köyün alt tarafında durduk. 15 yaşındaki terörist ‘200 metreden sigarayı bile vururum’ diyerek böbürleniyordu. İçimizde komando olup olmadığını sordu. Tişörtümde ‘Kırkağaç-Komando’ yazıyordu. Beyaz gömleğimi çıkarmamı istediler.Devrem Konyalı Adnan Gebeş’in verdiği parkayı giyip, bunu sakladım. Bu sırada teröristler el koydukları çantalarımızda bulunan üniforma ve postallarımızı giydi. Türk askeri kılığına büründüler. Ellerimizi sicimle bağladılar. Mehmet Tura’yla kaçmaya karar vermiştik. Tuvalet bahanesiyle elimi çözdürdüm. O sırada korkunç suratlı bir terörist gelip Kalaşnikofu ağzıma soktu. ‘Bir daha kaçmayı aklından geçirirsen beynini dağıtırım’ dedi. Sabahın 02’sine kadar yürüdük. Elebaşı Şemdin Sakık, Türk askeri üniforması giymiş, elindeki telsizle emir yağdırıyordu.

Üstün başarılı işsiz

Erkan Omay, Diyarbakır Askeri Hastanesi’nde bir hafta psikolojik tedavi gördü. Hava değişiminden sonra havancı jandarma komando olarak Eruh’taki birliğine katıldı. Sevkiyatın yine korumasız otobüslerle yapıldığını görünce tepki gösterdi, birliğine uçakla gönderildi. Katıldığı operasyonlarda çok sayıda üstün başarı belgesi aldı. Şu anda işsiz olan Omay, ‘En ufak bir şey olsun, askere gönüllü giderim’ diyor

Alıntıdır..

BeNnNnNnN..!!!

Bakmazsan bakmam -> Meraklın degilim
Konuşmazsan konuşmam -> C
enesi düşük degilim
Gülmezsen gülmem -> Dalgacı degilim
Yalanlarını dinlemem -> Yalaka degilim
Marka merakım yok -> S
ekilci degilim
Kawga ederim -> K
orkak degilim
Küfür ederim -> P
ek terbieli degilim
Güzelim demem -> M
anken degilim
Süper zekayım demem -> B
ilim adamı degilim
Atıp,tutmam -> K
olpa degilim
Gezerim,tozarım -> K
ılıbık degilim
Cok süslenmem -> Tikky
degilim
Gel demezsen gelmem -> Y
üssüz degilim
Git dersen kalmam -> Aciz
degilim
Düşeni kaldırırım -> F
esat degilim
Arkadan konuşmam -> D
edikoducu degilim
Damar dinlemem -> Arabeskçi degilim
Hızlı dinlemem -> Punk
,rockçı degilim
Saygısız dawranmam -> K
aba degilim
Herkesi sewemem -> Gönlü geniş degilim
Kapalı sayılmam -> Dinci degilim
Herkesle anlaşamam -> Uyumlu degilim

"İnSaN OLmaK"

"İNSAN OLMAK"

  • Eğer herkes kendini kaybedip seni suçladığı zaman ,sen soğukkanlılığını koruyabilirsen;
  • Eğer herkes senden kuşkulandığında sen kendine güvenip,tüm şüpheleri hoşgörüyle karşılayabilirsen;
  • Eğer,sabırla bekleyebilir ve beklemekten yorulmazsan;Yada iftiraya uğradığında yalana yalanla karşılık vermezsen ve kin tutana kin duymazsan;
  • Eğer düşlere kapılmadan düş kurabilir;düşünebildiğin halde düşüncelerin esiri olmazsan ve aynı zamanda ne çok uysal olup nede akıllı bir tavırla konuşmazsan;
  • Eğer ne kazandım diye sevinir, ne kaybettim diye yerinir,ikisinide karşılayıp yüzleşebilirsen; uğrunda bir ömür verdiğin şeylerin yıkılışını seyredebilir ve yılmadan onları yine kurmaya çalışırsan;
  • Eğer iş işten geçtikten sonrada yüreğini ve bedenini bütün direncinle seferber edebilip herkesin vazgeçtiği noktada sen amacına yönelebilirsen;
  • Eğer herkesle birlikte olurda erdemli kalabilirsen,yada krallarla dalaştığın halde gururlanıp öz benliğini ve dostlarını unutmazsan;
  • Eğer ne sevgili dostların nede düşmanların seni hiç incitmezse ve kimseyi hem küçümsemez ,hemde bağımlı olmamayı başarabilirsen;
  • Eğer her gününün her saatini ve her dakikasını, her saniyesini iç rahatlığıyla yaşayabilirsen, bütün dünya senin yavrum.......................................
  • Ve.........İşte o zaman "İNSAN" olabildiğini düşünebilirsin.................................... .
"RUDYARD KIPLING"


"Şimdi ne alaka dimi itiraflar bölümüyle ne alakası var bu sözlerin ,haklısınız belkide.İstedimki bu yazıyı sizinle paylaşayım,kendinizi tartmanıza tanımanıza yardımcı olayım.Ben bu yazıyı dükkanın birinin duvarında okudum ve hemen aynen yazdım.Çünkü hakkaten insan olmanın temel kuralları var bu yazıda.Neden kendimizi tanıyıp ne kadar "İNSAN" olabildiğimizi yada "OLAMADIĞIMIZI" kendimize itiraf etmiyoruz. Hatta isterseniz burda paylaşabilirizde öyle değil mi?

MATEMATİK YALAN SÖYLEMEZ......

A = 1
B = 2
C = 3
Ç = 4
D = 5
E = 6
F = 7
G = 8
Ğ = 9
H = 10
I = 11
İ = 12
J = 13
K = 14
L = 15
M = 16
N = 17
O = 18
Ö = 19
P = 20
R = 21
S = 22
Ş = 23
T = 24
U = 25
Ü = 26
V = 27
Y = 28
Z = 29


------------------------
Z =29
E = 6
K =14
A = 1
BAŞARI = 50%


------------------------
Ç = 4
A = 1
L =15
I =11
Ş =23
M =26
A = 1
K =14
BAŞARI = 85%


-------------------------
D = 5
E = 6
N =17
E = 6
Y =28
İ =12
M =16

BAŞARI = 90%


-------------------------
Y =28
A = 1
L =15
A = 1
K =14
A = 1
L =15
I =11
K =14

BAŞARI = 100%


------------------------
T =24
O =18
R =21
P =20
İ =12
L =15

BAŞARI = 110%

GÖZDEKİ GİZ


İdeallerinden vazgeçmişti. Ne zamandı? Bir yıl önce mi? Bilmek ve hatırlamak istemiyordu.

Kalabalık şehir onu yutar; önemsiz kılardı elbet. Ama ya hatıralar! Bu yüzden seçmişti kasaba doktorluğunu. Köşede unutulmak, unutmak, yitip gitmek, önemsiz hastalıklarla uğraşıp hiçlikle yoğrulmak istiyordu. Hemen, rahatsız edilmeden köreleceği bu sağlık ocağına atmıştı kendini. Sabah kapısını çalan o el olmasa, muhtemelen körelmeyi ve hiç olmayı da becerebilecekti.

Elbette, bir-iki ilaç yazıp; birkaç tavsiyeden sonra postalayabilirdi onları. Suçiçeği olduğu apaçık olan bu çocuğa çok zaman ayırmanın bir anlamı yoktu. Ama öyle yapmadı. Daha doğrusu yapamadı. Çocuk gözler engelledi onu. Adını koyamadığı bir şey vardı o gözlerde. Anlamsız bakan, ama çok derinde tanıdık bir şeylerin oynaştığı, fakat kesinlikle rahatsız eden, acıtan gözler! Çiçek döken bu yüze, çikolatada unutulmuş çocuk gözler yakışabilirdi. Ama ya o derinlerdeki olgunluk? Bu gözler, çocuktan öte, bağımsız organlardı sanki. Ya da, bir yap-bozun eğreti ve yanlış parçasıydılar ve orada bulunuşları hatalıydı. Ama kesinlikle vurucu ve yaralayıcıydılar! Bu gözlerde bir aitsizlik vardı. Bir bilmece, ama yanlış zamanda ya da yanlış yerde sorulmuş bir bilmece.

Neden ısrarcı bakışlarına cevap gelmiyordu çocuktan? Neden hiç bakmaması gereken yerlere saplıydı gözbebekleri? Acaba rahatsız mı etmişti onu? Hayır! Aslında rahatsız edici olan, ona bakmamakta direnen çocuk gözlerdi. Havadaki rahatsızlığın basıncı artıyordu. En az kendisindeki kadar, annedeki şüpheyi de fark etmişti. Açıklayabilirdi. (Açıklayabilir miydi?) Elbette durumun sübyancılıkla, sapkınlıkla uzaktan-yakından ilgisi yoktu. O, kabul edilebilir normlar düzeyinde yaşayan bir insandı. Israrcı bakışlarının nedeni; gözlerin onda yarattığı rahatsızlıktı. Ya da tanıdık şeyi yakalayıp (o tanıdık şey, her ne ise) anlayabilme umuduydu. Açıklayabilirdi belki; ama açıklamadı. Solüsyonu ve bir haftalık raporu yazıp, rapor sonrası kontrol istedi.

Sessizce gittiler. Çocuk giderken, ona bakmadı.

Bundan sonraki bir hafta, çok zor geçecekti. O gözleri yeniden görebilme isteğiyle yanıp-kavrulacak, beynindeki soru çengelleri ruhunu parçalayacak, kendini anlayamamanın çaresizliğiyle kabuslara bulanacaktı. Zor ve kahırlı olacaktı bekleyiş! Gelişse, yoğun anlaşılmazlığı ve sorularıyla, bir sabah açıverecekti kapısını.

Odaya adımını atar atmaz, çivilendi gözleri gözlerine. İlk kez, o da gördü. Yo, hayır! Görmek, yanlış bir kelime. Bakmak daha yakışık alır. Baktı ve gasp etti. Havaya ağır bir elektrik yüklendi. Gözlerin bir savaşıydı bu. Belli ki, ikisinin de canı yanıyordu. Daha fazla dayanamadı çocuk. Annesine sarıldı ve hıçkırarak ağlamaya başladı.

-Ona ne yaptınız? diye inledi anne.

Cevap vermedi. Ne diyebilirdi ki?

Anne, zaten cevap beklemiyordu. Sanırım kördüğümün en sıkı noktasındaki gergin acıydı onu konuşturan.

-Gözlerinin içinde bir şeyleri yakalamak ister gibi bakıyordunuz ona. Siz ısrarla, hatta çaresizlikle, umutsuzca bakarken; o, bakışlarınızı reddetti. Eve dönünce kızıma, neden size hiç bakmadığını sordum. Çünkü kızım, bakmayı çok sever. Yıllardır mahrum olduğu bir duyguyu doyurmak için, yorulmadan, arsızca, müthiş bir açgözlülükle bakar. Garipti, çünkü size hiç bakmadı.

Sorumu " Ona bakmak, canımı acıtıyor. Bende, ona ait bir şey var sanki. Ne olduğunu bilmiyorum. Ama bakarsam onu bulacak ve benden geri alacak" diye yanıtladı. Size bakmak, kızımın canını acıttığı kadar, korkutuyor da Doktor Bey! Neden? Sanırım bize, bir açıklama borçlusunuz.

Açıklamak istedi, ama kelimeler beceriksizce yuvarlandı ağzında. Sadece "Neden bakmayı çok sever?" diye sorabildi.

-Kızım kördü. Uygun bir doku nakliyle, görmesi mümkün olan bir kör. Elbette evladım için gözümü feda etmeye hazırdım, ama canlıdan nakil yasaktı. Yıllarca seslerle yetindi yavrucak! Görmeye aç büyüdü. Nihayet, bir yıl önce, uygun bir dokunun bulunduğunu haber verdiler. Başarılı bir ameliyattı. O genç kadın sayesinde, kızım artık görüyordu. Dokuyu aldığımız kadın, trafik kazasında ölmüştü. Eşine teşekkür ve minnetimizi sunmak istedik. Doktorumuz; kadının bir çok organıyla, ölümü bekleyen insanlara hayat verdiğini, ama kocanın yeniden hayat bulan bu insanlarla tanışmak istemediğini söyledi. Garip bir durumdu.

Yeniden hayat bulanlarla görüşmeyen koca! Neden tanışmamıştı onlarla? Çünkü Tülin'in ölümüyle yaşam kazanan bu insanlardan nefret ediyordu. Onun ölümünden yararlanmışlardı çünkü. Ama, şimdi, burada, bu kıyı-köşe kasabasında, Tülin'in gözlerini açtığı çocuk, onu bulmuştu. Ve hissettiği şey, nefret değildi. Tam tersi, sevgiydi bu. Adı konulmamış bir sevgi! Belki de, Tülin'in bir yerlerde, parçalar halinde de olsa, yaşıyor olma coşkunluğunun yarattığı yan bir duyguydu bu sevgi! Ve hayat kesinlikle delilik sınırında, aykırı sürprizlerle doluydu.

-Adı Tülin Aylan mıydı? diye sordu fısıltıyla.

Cevabı anneden bekliyordu besbelli. Ama konuşan çocuktu.

-O, organlarını bağışladığı için, iyi yürekli biri olmalı. Senin gibi bir zalimle, nasıl evlenebildi?

Çocuk, açıklama beklemeksizin tanımıştı zalim kocayı. Zalim? Zalim miydi gerçekten?

Organlarını bağışladığını bildiren formu doldururken, zalim olmadığını düşünüyordu. Birazdan ağır kitaplarını, tozlu raflardan indirecek ve uzman doktorluk sınavı için çalışmaya başlayacaktı. Yaşama tutunmak için bir sebebi vardı. Başka yerlerde, başka kişilerde de olsa Tülin yaşıyordu. Üstelik bu, fiziki bir yaşamdı! Tülin'in parçalarıyla hayat bulan ve Tülin'i vücutlarıyla tekrar hayata kavuşturan bu insanları bulacak ve onlarla tanışacaktı. Artık biliyordu: Cerrah olacaktı ve yitip gittiği sanılan sevgilileri yaşatacaktı!


Afife Yolmaz


belki çok uzun ama gerçek itiraf....................................

AH DEDE AH EVDE KALMISSAM SENIN YUZUNDEN:)

BENIM COK SAKACI DEDEM VARDI..HER NEYSE KUCCUKEN DEDEM KOLTUGUNDA UZANIR VE RAKIYLA BASLARDI KAHVLATIYA MEZE SI HERZAMAN HAZIR ...BIZDE ETRAFINDA DOLASIRDIK DAHA BÖYLE 6-7 YASLARINDAYIM IREM GEL KIZIM RADYO DINLE DERDI BANA BENDE KOSA KOSA GIDERDIM DINLE KIZIM BAK BAKALIM HABERLERDE NE VAR DERDI ...DAYATIRDI BASIMI POPOSUNA OSURURDU:) BUDA BENIM COK KOMIGIME GIDERDI...TABI ZAMAN GECTIKCE HALA DEVAM EDIYORDU AMA ÖYLE DEGIL 12 13YASLARI ARASINDAYKEN YINE OSURURDU AAAAAA IREM OSURDU DERDI MILLET GÜLMEKTEN ÖLÜRDÜ NEYSE HADI O YASLARDA IYIDIDE ...BIR GUN ARTIK BÖYLE CAPKINLIK ZAMANIM HANI ARTIK ERKEKLERE BAKIP GÜLÜSME CAGI..YINE DEDEMLERE GITTIK ANAAAAAAA BAKTIM ANA BABA GÜNÜ YAKISIKLI KAYNIYI HANGI BIRINE BAKIM YA SASIRMISIM ANAAAAAAAAA DEDEM BOMBAYI PATLATTI YINE OSURUP IREM OSURDU DEMEZMI ANAM BUNLAR GÜLÜYOR AMA BEN VAR YA NASIL UTANIYORUM NASIL KIZARDIM NASIL BOZARDIM ....BIRDAHADA BAKAMADIM YÜZLERINE ...YAFF KÜCCÜKEN IYIYDIDE KISMETIMIN ACILACAGI DÖNEMDEDE YAPILMAZ YAHU:) YANI O UGURSUZLUK OZAMANDAN KALMA :) EVDE KALMISSIN DEDIKLERINDE BUNU ANLATIYORUM SUC DEDEMIN...UYYYYYYYYY CANIM DEDEM KESIN BILEREK YAPMAMISTIR SADECE BUYUDUGUMUN FARKINDA DEGILDI KESIN GOZUNDE DAHA KUCUCUKTUM BENI GULDURMEKTI AMACI ....DEDECIM SENI SEVIYORUM TOPRAGIN BOL OLSUN ....AMA MERAK ETMEYIN BUYUK AMCAM DEDEMI COK IYI TEMSIL EDIYOR DEDEMI ARATMIYOR BILE _:))

"KoZa KeLeBeĞi BiLMeZ"

Kaderini ancak sen keşfedebilirsin,senin için hazırlanmış yolu ancak sen bilebilirsin.Burası kalbinin seni davet ettiği yoldur.
Nasıl ki koza kelebeği bilmez,halbuki kaderidir onun kelebek olmak.Ancak cesur olursa,cesaret ederse bir yumağın içinde sıkışmış kalmışlıktan,kabuğunu kırarak gökyüzüne,özgürlüğe kanat çırpar.
İşte insanoğlunun hikayesi de budur.Asla kendi kaderini baştan bilmez ve eğer geçilmemiş yollardan geçmez,açılmamış kapıları açmazsa,sonunda bir anlamda açılmadan iade olacaktır.
"UYKULARDAN UYANMANIN,ÖZGÜRLÜĞE KANAT ÇIRPMANIN ZAMANI GELMEDİ Mİ???"

"Yaşamın vermediğimiz sevgiyle,kullanmadığımız güçle,hiç bir riske girmeyen bencilce bir sakınmayla ve acıdan kaçıp mutluluğu da kaçırarak harcandığına,yaşadığım her yıl giderek daha çok ikna oluyorum.İnanıyorum.Hayatta bir kere olsun dizginleri gevşetmekten kimseye zarar gelmez."


"sıkışmış kalmışım bunu farkettim sizde farkedin acılardan korkmayın,kendinize korktuğunuzu itiraf edin ve korkularınızla yüzleşin,hadi arkadaşlar hayatı harcamayalım,asıl ve gerçek olan itirafı yapın kendinize,korkularınızla yüzleşin geçilmemiş yollardan geçin haydiiiiiiiii!!!!!!!!!!!!!!!!" E hadi .........aaaaaaaaaaaa. böööööööööööööööööööööö:))))))):(((((((((((((((((( :))))))))

kimine göre igrenc ama ben cok gulmustum :)

Hahahaha ALemSinnnnnn KiS vaLLa DeLiSin Sen ben hep diyom da inanmiYon (: KimSin Sen Kimm hiiii Sen Kimsinn ?? ( anillara da bi cay benden :Pp) Mucuxx .))

Nasihat...

***Konuşmasını biliyorsan konuş ilham alsınlar, Konuşmasını bilmiyorsan sus adam sansınlar!!!

***Her delikanlının bir kız arkadaşı olur ama, her kızın bir delikanlı arkadaşı olmaz!!!

***Özünde soyluluk yoksa insanın, taçta giyse soysuzdur...

***Kristalin bedelini göze almayan onunla oynamasın...

***Durgun sular derin akar....

***Hayatta nokta kadar menfaat için, virgül kadar eğilme...

***Allah'tan korkarız biz, kulundan değil!!!

***Akıllı bir yalnızlık, aptal bir birliktelikten daha iyidir...

***Benim bir adım var ezan ile kondu, sela ile biter, biz iki günlük adamlara isim sildirmeyiz....

***İntikam alacak değilim, benim intikamım bensizliktir!!!

***Hayat zor, ama bende kolay biri sayılmam...

***Üç kuruşluk adama, beş kuruşluk değer verirsen, seni bir kuruşa sataarrr!!!

***Değer verdiğin insanın, birgün verdiğin değere layık olmadığını anlarsan, bırak sen üzülme, o utansın!!!

tuplu itiraf

bi defada sölim vicdan azabından kurtuluyum bari :)

1.18 yaşındayken arabayı arkadaşlarla gezmeye giderken kaza yaptığımda evdekiler kızmasın die sağlam kolumu alçıya aldım burada ev halkından özr diliyorum ama işe yaramıştı 20 gün evde kırık sandıkları kolum yüzünden
epy bi tatil yapmıştım


2.evde hani duvar saatleri varya işde onlardan nefret ediyorum çünkü
yatağa girdiğimde tık tık tık tık sesleri beni deliye çeviriyor o yüzden kesinlikle yatamam halada yatamıyorum kaç defa yatmayı denedim savaştım yapamadım :( ve her defasında pillerini çıkarıp attım :)
ve o saate işkence olsun die onu evin en ücra köşesinde sanki ona ceza veriyormuşum gibi bir köşeye atarım sabah bizimkiler epey saati ve pilleri bi araya getirmek için uraşırlardı şimdi odamda kesinlikle saat olmaz nefret ediyorum o da benden sanırım :)

2.çıktığım kız arakdaşlardan özür diliyorum çoğu bjk li die ön sırada oldular
bjk kaybettiği zman kız arkadaşım benimle dalga geçmesin die :) buna katlananmam

3.korku filmi izlemeyi sevmiyorum çünkü hakkeden adamın rüyasına giriyor
o nedenle izlemeyi sefmiyorum korkmuyorum izlerlerken ama gecede rüyama girmesini sevmiiyorum korkmuyorum sakın yanlış anlaşılmasın hrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrr

4. kıskanç olduğum için sanalda kimseyle çıkmayı düşünmüyorum
daha doğrusu kimse benim kıskançlığımı çekeceğini düşünmüyorum :)


5.forumda katılımlarldan çok okumayı seviyorum bazen kendi kendime diyorum ki çok iyi bir röndgencisin :) okumak izlemek çok güzel hatta sanat haline getirdim :) o nedenle bir gölgeniz var unutmayın sakın :)


6.hossohbette sadece bir defa aşık oldum o da olduğumu sandım
ne yazıkkı sanal mış çok üzüldüm ve bu bana çok iyi bir ders oldu yoğurdu üflemek yerine yoğurt yemeyi yasakladım sanal işde neyazıkki

7. iş yerinde yeni glen çok güzel bi bayan vardı patronda ondan hoşlanıyordu ve yetkiler ondaydı patrona da yar olmasın die patronun evine tel açtım hanımıda amcamın kızıydı kocan srni iş yerinde biriyle aldatıyor
kimsin dedi sölemedim tabi :) 3 gün sora o bayanı işden çıkarmak zorunda kaldılar o bayandan da özür diliyorum ama hak etti patron bana da yar olmadı onada hala bile benden şüpheleniyor :)

8.uyurken yastığa başımı koyacama yastığı başımın üstüne koyarak yatıyorum yastığın canı yanmasın die :) ama cidden yastık başımın üstündeyken daha iyi uyuyorum not. yatak için öyle bir düşüncem yok :)

9.sinama yerine hastayım evden çımam die yalan söledim kız arkadaşıma bjk macına kaçmıştım evi aramasın die evdekilerede yalan söletirdiğiim için şimdi ondanda özür diliyorum zaten yenilmiştik :( keşke gitmeseydim

10. işe geç kaldığımda bazen iş yerinde trafikde kaldım die kücük mahsum yalancıklar içinde bazen vicdan azabı çekiyorum 15 dolar ceza yemekden iyidir :)

bash bash

sanalda kalmamalı

başlıkdan yazdığım gibi sanalda kalmamalı bunu derken gerçekden sanalda
olup biten arkadaşlıkların dostlukların sevgilerin aşkların burada başlayıp burada bitmemesi reel de yansırsa anlamı vardır die düşünüyorum

hossohbet sohbet odalarında da burada olduğu gibi fazla geyik yapmayı sevmiyorum yerine göre ama size sanalda kalamamk derken neyi kast ettiğimi bir kısa ve gerçek bir olayı anlatmak istiyorum


dediğim gibi sohbet odalarında olduğum zman gerçekden egoist bir insan değilim herkesi dinlerim ve olabildiğinde onları dinlerim ve paylaşırım mutluluklarını dertlerini çünkü gerçek bir arkadaş sadece sanalda kalmamlı
die düşünürüm

bundan aylar önce yine kanaldayım yaşı daha 19 yaşında nicini sölemek istemiyorum biri kanala geldi konuşur sohbet ederdik bana abi derdi ve çok saygı gösterirdi bende ona tabiki aradan günler aylar geçmesine rahmen
çok iyi bir abi kardeş ortamı yakalamıştık arada arardı beni bende onu tabi

izmirdeydi kendisi ben ise ist nerden nereye hep derdi abi bi gün görmeye gelecem seni insallah derdim kısmet nasip
neyse birgün birine asık olmuş o bayanda istanbulda taa oralardan onu görmeye gelmiş bana hep bahsederdi ondan

istanbula geldiğinde beni aradı abi istanbuldayım dedi inanılmaz sevindim
gittim hemen gördüm tabi otuduk çay faln içtik gel bu gece misafirim ol dedim evde kal dedim gitmem lazım dedi bileti aldım dedi bir günlüğüne geldim dedi kızdım biraz tabi :) neyse onu otogara götürdüm yine tabi histo dururmu nasihat verecek yoksa çatlar :) ama gerçekden efendi biri olduğu için verilen değeri hak ettiği için sanırım bu kadar üstüne düşüyordum

sanki öz kardeşim di beni duygulandıran olay giderken otübüse binerken
vedalaştık çok ısrar ettim kal ama gitmesi lazımdı bana sölediği sözleri dokundu belki aramızda çok ucurum derecede bi yaş yokdu 7 8 yaş vardı


otübüse binerken dur dedim alnını öptüm oda elimi öpmeye kalktı bırakmaddım tabi neredeyse ağlayacak gibi oldu sanırım samimiyetimi
içtenliğimi o da gördü gittiğinde arkadaşlarına tel açtım geldimi die
merak ettim geldi şuan yok dediler. benden bahsetmiş öteki arkadaşlarına
adam gibi adam demiş :)

ee tabi şuan askere gitti hemen hemen her hafta arıyoum nasıl gidiyor
bitermi askerlik :) bol bol moral veriyorum :) kendisine firar etmesse iyidir :)

cidden pc başında olduğumuz halde belki birbirimizden çok uzakda olabilriz
yada belki hiçbir zman görüşme sansımızda olmayabilir

ama sanala ben sanal gözüyle cidden bakmıyorum ne olursa olsun
reel e taşımadığın sürece pc de olay başlayıp bitiyorsa bunun anlamının
yitireceğine inanan biriyim

sanırım o nedenle buradaki arkadaşlıklar sevgiler aşklar hemen başlayıp çabuk bitiyor.

ve sanalda sohbetlere bakıyorum kuru bir slm dan öteye kimse geçmiyor
sadece adet yerini bulsun die h.g merhaba sorası geyik
sanalı sanal yapan bizleriz

belki başkası gibi bir sürü insanı tanımıyorum muhattap olmadığımdan
bazıları kadar cevrem olmayabilir ama bunu çok iyi biliyorum ki
o insanların yaptıkları sadece sanal yarın girmesem bile buraya
beni hatırlayacak az da olsa dostumun olduğunu bilmek çok güzel

son sözerimi sölim işe geç kalmıyım :) herzman derim bu sözü

bütün güzelikler sizinle olsun dikkat edin sanal olmasın

bash bash

Abazalık Nedir??

“Aslında Abaza Kuzey Kafkasya’da yaşayan bir millettir. Gerçek isimleri Abhazya’dır. Abazanın günümüz manasınca kullanılmasının sebebi ise aslında bu millete dayanır. Şöyle ki tarihte bu milletin bütün kadınları katledilmiştir. Bütün Abhazya kadınları öldürülmüştür... Geriye sadece erkek Abhazyalar kalmıştır... Bu yüzden günümüz de kadınsız kalan yada kadın düşkünü birine Abaza denir.”

Kimler Abazalık Kategorisine Girer?

Günümüzde Abazalığın birçok çeşidi çıkmıştır. Bunları ayırt etmek sanılandan kolaydır. Şimdi Abazaları 2 kategoride incelicez.

1)Reel mekan Abazaları

2)Sanal mekan Abazaları



1)Reel Mekan Abazaları

Bu cins Abazaları hayatınızın her anında her yerde her saniye görmek mümkündür.Daha çok işsiz güçsüz takımının yaptığı faaliyetlerdir ve biz bu faaliyetlere Abazalık faaliyetleri diyoruz.Hemen bir örnek ile pekiştirelim;

Hanım hanımcık bir kızımız gayet kalabalık bir caddede sokakta yürüyor. Dükkan önünde bekleyen 3 Abaza kendi aralarında muhabbet halindeler. Muhabbetin konusu belli “kızlar”. Bir Abaza kardeşimiz bu hanım hanımcık kızımızın geldiğini görüyor ve diğer Abazalık üyesine mensup iki arkadaşına kaş göz işaretleri yapıyor ve bu üç arkadaş hazır ola geçip kıza söyleyecekleri cümlelerin provasını yapıyor. Derken kız bu üç Abaza kardeşimizin önünden geçerken arkadaşlarımız.Başlıyorlar kendi aralarında yüksek sesle muhabbet etmeye.

Ya bizim üniversitede bir kızlar var üff bu kadar mı şeker bu kadar mı tatlı.Diğer arkadaşları “yapma baba be ciddimi” diye arkadan efekt yapıyorlar.Ama hiç biri bizim mahalledekiler kadar olamaz valla ben bizim mahalledekiler dışındakilere bakmam.(Ba ba ba üniversiteye gidiyomuşta mahallesinde ki kızlar daha güzelmiş)

Reel mekan Abazalarının diğer bir mekanıda mahallede kurulan düğün derneklerdir.Genç kızlarımız eğlenmeye coşmaya kurt dökmeye gitmişlerdir.Fakat bizim o ünlü Abaza kardeşlerimiz aynı düşüncede değildirler.Nişan kına düğün her neyse başlar.Her şey yolundadır.Eğlenen eğlenir.Bizim Abaza kardeşlerimiz oturakların arkasında şakalaşmalar ellerine bıçak varsa sallamalar ağır abi ayakları felan.Daha sonra arka kısımda kalan ve düğün nişan sahipleri ile hiçbir akraba bağı bulunmayan Abazalarımız ortaya çıkar ve hadin halay çekelim gardaşlar deyip ortaya hurra çıkarlar.Halay çekmesine çekerler ama gözleri kendilerini izleyen kızlardadır.Halay biter herkes yerlerine döner ve Abazalarımız kendi aralarında şu kız bana baktı yok olum bana baktı hadi lan ordan gözünü benden ayıramadı gibi laf dalaşına girerler.(Bu yüzden düğün nişan gibi yerler gözlemlerim sonucunda bu kanıya vardım ;kesinlikle dünürcü mekanlarıdır.Genellikle herkes oğluna kızına birilerini ayarlamaya gelmiştir.)

Yani kısa lafın uzunu anlayacağınız.Gerçek hayatta karşılaştığımız Abazalar kızı gördüğü zaman 360 derece kafasını çevirebilen,sürekli karı kız muhabbetleri eden ve laf atan tiplerdir.

2)Sanal Mekan Abazaları

Günümüzde en çok rastladığımız Abaza türleridir.Bulundukları mekanlar internet cafe’ler ve buna bağlı olarak chat server’leridir.

İnternet cafe Abazaları genellikle chat yapıp adult sitelere giren kısımdır.Bu gibi tipleri genellikle Messenger’da yada Mirc dediğimiz chat server’larında görebiliriz.Şimdi Messenger Abazalarını inceleyelim:

Yabancı Kızlarla Chat Yapmaya Çalışan Grup:

Kesinlikle ve kesinlikle İngilizcenin İ’sini bilmezler.Tek bildikleri “hello, I am Mahmut,What is this,this is a book ,She is a teacher” bunun dışında en çok kullandıkları kelime se*’tir. Zaten muhabbet şöyle gerçekleşir:

A > Abaza

Y > Yabancı Kız



A:Helloooooooo

Y:Hi dear

A:How are you ne war you zuahahahzah

Y:What?

A:Se* Se* hauahauah

Y:Are you crazy?

A:Yes i am teacher…

En fazla sohbet 1,5 bilemedin 2dk sürer.



Türk Kızlarla Chat Yapan Grup:

Tek amaçları vardır “kız tavlamak”.Kafalarından bir Messenger adresi atar yada arama motorlarından bulurlar.Ve kız daveti kabul eder.Ama işin bilincinde değildir.Çünkü kabul ettiği anda Abaza kardeşimiz kızın mail adresini cafede bulunan herkese yüksek sesle söylemiştir.Ulan duyduk duymadık demeyin bi kız düşürdüm listeme ekledim adreside şu şu şu.Ve cafede bulunan diğer arkadaşlar büyük bi gayretle kızın adresini listeye ekleme yarışına girerler.Ama kız bu kadar kişinin eklemesine dayanamaz ve çıkar.Ve tartışma orda alevlenir.Ulan size adresi verdim kızı kaçırdınız Allah cezanızı versin.Diğerleri de biz naptık olum kıza benimle çıkarmısın dedim kız kapadı gitti şimdi suç bendemi yani?

a) Avatarından Kıza Aşık Olan Grup:

Asıl anlamı gerçek hayatta ilk görüşte aşka inanmaktır.Ama bu sanal ortamda avatarı görüp aşık olmak diye değişmiştir.Abazamız bir kız adresi bulur ve kızda bunu kabul eder ve konuşma şöyle gerçekleşir:

E > Erkek

K > Kız



E:slm

K:selam

E:Nasılsınız?

K:ii siz nasılsınız?

E:iyi iyi bende iyiyim

K:yaş kaç?

E:21 sizin?

K:19

E:aa benden küçüksünüz Smile

K:ya evet öyle olmuş

E:avatarınız çok güzelmiş (avatarda çiçek böcek vardır)

K:teşekkürler

E:ben size aşık oldum galiba size aşkım yada canım diyebilirmiyim?

K: (Çevrimdışı)



b) Kişi Listesini Abazalık Derecesinde Gruplandıranlar:

Örnek:

Biraz Güzel Kızlar (0/120)

Güzel Kızlar (0/50)

İdare Eder Kızlar (0/100)

Süper Kızlar(0/45)

Manken Kızlar(0/20)

Görüldüğü gibi gerçektede böyledir hiç birisi çevrimiçi değildir Very Happy



c) Msn Nick’lerine Olmadık Şeyler Yazanlar

Örnek:

1 ) Ay Işığında MSN > bu nickin başında ve sonunda güller felan vardır.

2 ) Gel Öpem Seni

3 ) Hüp Diye İçine Çek Beni

4 ) Yalnız Prens , Beyaz Yatlı Prens , Zengin Prens vb.

5 ) Yalnızım Şimdilerde , Gel Yarim Ol ,Kurtar Beni Bu Yalnızlıktan vb. arabesk ifadeler kullananlar

6 ) Kalbi Kırık Çocuk , Yarım Kalpli Çocuk vb.

7 ) Cool Çocuk , Karizma Çocuk vs.



Daha da uzatılabilir aslında…



İnternet cafede olan olaylar sadece bunlarla sınırlı değil tabi ki;Bilgisayar başında olmayan diğer Abaza üyeleri kendi aralarında tartışırlar.Ama söylediklerine sadece kendileri inanır belki kendileri bile inanmaz.Örnek:

“Ya geçende msn’de bi kızla konuşuyoruz baba varya kız mükemmel ya kamera felan da açtı bana üf süper manken gibiydi yaw.Diğer dinleyenler de inanmazlar ama kafa sallarlar yada valla hayırlı olsun baba iyisin yani diye anlatan arkadaşa arka çıkarlar.”

Bir diğer grup kendi arasında sen neden benim konuştuğum kızın msn’ini aldın olum valla almadım tartışma içerisindedir.Kazanan taraf hiç kimsedir.



Abazalardan Korunma Yolları:

Abazalardan hiçbir şekilde korunamazsınız onlar her yerde…

aşkın rengi nedir?

Aşkın rengi sizce nedir?

valla bana sorarsanız ;

bence askın Rengi yoktur arkadaşlar.ilk başta pembe yavaş yavaş sarımsı bi hal.sonra fışkırırcasına turuncu ve aniden kırmızı olur. Sonra kırmızı solmaya başlar. yavaş yavaş solar.Sonra aniden Simsiyah olur.Sonra bir gece kendinizi yıldızları seyrederken bulursunuz ve dersiniziki aşkın rengi peki çoğunluğun dediği gibi kırmızı ama ama şuan rengi yok.Çünkü aşk her durumu anlayıp kaldırabilme rengidir. Aşk Renksizdir o yüzden..

Bir Liselinin Ürperten İtirafları...

“Neden aileye önem vermeliyiz?” sorusuna geçen ay (12 Kasım) Hürriyet gazetesinde ismi yayınlanmayan bir genç kızın, turizm ve eğlencenin başkenti olarak nitelenen Bodrum’da yaşadıklarını aktararak cevap verebiliriz.
Haberde Bodrumlu gençlerin, aileleriyle aralarındaki kopukluğa dikkat çektikleri ifade ediliyordu. Bakın 14 yaşındaki genç kız neler söylemiş:


“Sigara içiyorum, ablam da. Annemin çenesinden kurtulmak için eve gitmek istemiyoruz.

Yaşıtlarımızın yüzde 90’ına yakını sigara ve alkol kullanıyor, birçoğu hapla başlayarak uyuşturucuyu denedi bile. Sevgilisi olmayan yok gibi, lisede bakire olan kızlara aptal gözüyle bakıyorlar. Namus, ahlak ve özgürlük gibi değerleri öğreten yok.”

Birçok anne-babanın bilmediği, ama gençlerin elinden düşmeyen gençlik dergilerinde “sevgili bulmak, cinsel deneyimler” sıradan bir vaka.

Birçok ünlü sanatçının (!) maceralarını (hatta garip ilişkilerini) zevkli bir halde sunan televizyonlar, dergiler ve gazeteler, bunu gençlere güya yaşanılacak bir hayat gibi aktarıyorlar.

Liseler, sigara, alkol ve uyuşturucunun gölgesi altında. Kız-erkek ilişkilerinin sınırsız bir hüviyete bürünmesiyle birlikte karşımıza sık sık uygun olmayan video ve fotoğraf çekimlerinin yol açtığı adli vakalar çıkıyor.

Uygun olmayan sitelere düşen görüntüleri nasıl temizleyebilirsiniz ki artık? Sonrası bunalımlar, depresyonlar, adliyeler ve yıkılan hayatlar...

14 yaşındaki genç kızın anlattığı daha dehşet verici bilgiler de var. Haberde şöyle deniliyor:

“Para için işadamlarıyla yaşayan liseli kızların ve barlarda yaşlı kadınlarla para karşılığı birlikte olan 16-17 yaşlarında erkek arkadaşlarının olduğunu belirten genç kız,

‘Bir süre sonra bu arkadaşlarımız psikolojik tedavi görmek için İzmir’e, İstanbul’a, hatta İsviçre’ye ve Almanya’ya gidiyor. Tedavi olamayanlar intihar yolunu seçiyor. Olaylar örtbas ediliyor. Sorun ve suçlu sadece gençlikmiş gibi gösteriliyor. Biz suçlu değiliz, ne görüyorsak onu yapıyoruz.’ dedi.”

Gazetenin bu haberine yorum gönderen ve Bodrum’da yaşadığını söyleyen bir okurun görüşleri dikkat çekici. Aynı gazetenin internet sayfasında yer alan mektupta, bu durumun yeni olmadığı belirtiliyor.

Bu gençleri Avrupa ile Türk kültürü arasında sıkışmış biçareler olarak nitelemesi ise işin değişik bir boyutu.

Ortaokul-lise çağındaki çocuğunuzu her saat takip edemezsiniz. Hangi arkadaşlarıyla neyi konuştuğunu, nereye gittiğini, neyi okuduğunu ve dahası eve ders çalışsın diye aldığınız bilgisayardan hangi uygunsuz sitelere girip gezdiğini, chat yaptığını bilemezsiniz.

Gençleri baskı altında da yetiştiremezsiniz. Bir gencin sağlıklı, mutlu ve iyi bir birey olması için bebekliğinden başlayan “iyi bir aile ortamı” içinde olmasını sağlamalısınız.

O halde işe kendimizden, yani ‘anne-babalar’dan başlamak durumundayız. İyi bir çocuk yetiştirmek istiyorsanız, dönüp kendinize bakın ve şu soruları sorun:

“Ben iyi bir insan mıyım, ben doğru bir insan mıyım, ben inandığım dinî değerleri hakkıyla yaşayabiliyor muyum, çocuk eğitimi için yeterince bilgi sahibimiyim.

Sevgili Güzin Abla vakalarından biri daha.....

Sevmeyi bilmiyor insan...

Bilmiyor insanlar sevmesini sadece yaşamlarında vakit buldukları kadar seviyorlar. Sevgiye zaman ayırmıyorlar kalan zamanı sevgileriyle değerlendiriyorlar. Boş vaktinde ne yaptıklarını sorarsanız ‘boş vaktim yok‘ diyorlar çünkü boş kalan vakitlerini sevgiyle, sevgiliyle geçiriyorlar. Söylüyorum ya bilmiyorlar aslında, düşünürsek hep insanlar şunu söyler ‘ah keşke saat... olsa da sevgilimle buluşsam‘ diyorlar neden... saat de daha önce yada daha sonra olamaz mı? Sevgili için önemli olan sevgiliyle görüşmektir ama o bunu hak etmiyor mu? Güzel bir sürpriz mesela, bir hediye yada küçük bir not masaya bırakılmış olmaz mı yapılmaz mı? Bence yapılır yapmayı istedikten sonra... Ama kimse bunları yapmaz çok küçük, çok basit olmasına rağmen bunları yapmak istemez. Oysa ki yağmur altında sevdiği insanla el ele yürümek öyle mutlu eder ki insanı anlatması kelimelere, cümlelere dökülmesi çok zordur. Ama yine biz bunları yapmayız.

Ne olacak peki insan sevmesini bilmiyorsa nasıl sevgisini ifade edecek. Bazen ağızdan çıkan "Seni Seviyorum" sırf söylemek adına söylenen bu iki kelime sevgiyi ifade eder mi?

Yok mudur başka sevginin ifade biçimi, yok mudur sevgiyi anlatacak daha güzel şeyler. Aslında çok vardır ama bildiğimiz halde hiç yapmayız bunları.

Bazı sevgililer buna karşı çıkmaya, dediklerini yapmaya çalışmış ama nafile alışılmış olanı değiştirmek zordur. Başlarda değişik olmak çok güzeldir ama sonra bu iş monotonlaştıkça işler bu sefer tersine döner. Sevginin değeri yerine başka değerler tartışılmaya başlanır. Fazla anlatmaya gerek yok diyorum ya...

not: İNSANLAR SEVMESİNİ BİLMİYORLAR SADECE KENDİLERİNİ KANDIRARAK ÖMÜRLERİNİ TÜKETİYORLAR.

yazarlık

4-5 yıl sonra bı kıtap yazmayı dusunuyorum.
roman olması muhtemel bır kıtap:))(gercektır)

Yeter Kİ İsteyelİm...........

Kanser, sadece ve sadece iki hece. İnsan yazarken hiç zorluk çekmiyor. Ama siz kanser kelimesini bir de yaşayanlara yazdırın. O kadar güç olur ki yazması yaşayan için sanki ondan binlerce sayfa yazması istenmiştir. Hatta daha da fazlası...

Aslında insanın kendi elindedir. İsterse ne kadar zor olsa bile o ruhunu ve bedenini eritip, yok eden illetten kurtulabilir. Yeter ki insan istesin. Bu evrendeki en zekiler de insanlar değil midir? Hangi soruna çare bulmamıştır o meçhule giden uzun yolculuğun dışında. Tıp hangi hastalığa isyan etti? Buna çözüm yok diye... Kanser de sonuçta bir hastalıktır. Elbet bir gün birileri kanserin insanı erittiği gibi kanseri eritip, insanoğlunun en büyük düşmanlarından birini yok edecektir. Diyorum ya yeter ki insan istesin, inansın yapacağına başka ne sorun kalır ki çözüme ulaşmak için ...

Eğer biz bugün kanserden dolayı birçok insanımızı yitiriyorsak bu bizim suçumuzdur, bizim çaresizliğimizdir. Hiç kimse bir hastalığa yenik düşmemelidir.

Lütfen! son gülen kanser olmasın,olmamalı. Son gülen biz olmalıyız, kaybeden ise KANSER. Eğer kanserin ilerlemesini engelleyemezsek gelecek bir nesilin yok oluşunu izlemek zorunda kalırız. Buna izin vermemeliyiz!!!


Acilarda GeÇer

Ben belki de sadece yasama küsmeliydim insanlara göre.Çünkü çok kötü bir hastalik geçiriyordum.Kalbimde dogustan delik vardi.Ölüme mahkum edilmistim belki de.Ama ben sadece sevdiklerimi kaybedecem korkusundansa,ölecegim güne kadar,Allahim ne kadar süre vermisse onu mutlu sekilde yasamaya çalisiyordum.11 Yasima kadar,hastalikli bir insan olarak yasadim.Fakat aynaya her bakisimda aglayan gözlerimde bile,sevdiklerim yanimda olduklari için,piriltili isiklar görüyordum.Ameliyat oldum,belki tamamiyle hersey bitecek,veya yeni bastan baslayacakti.Allahin büyüklügünü o zaman çok daha iyi anladim.Sonunda yasadigimi anladim.Anlarken de,nasil oluyor?Allahim yasiyorum demekten kendimi alamadim.Belki diger insanlara göre çok daha farkliyim.Hikayemi okuyanlar belki de,"hadi canim olur mu böyle sey?"diyip,sasiracaklardir.Ama yasamim bundan ibaret.Kalbim hala sagda.Ve yasadigim acilarimdan geriye birtek gülen gözlerim kaldi.Ne olursa olsun,yasami anlamli kilan,basucumuzdaki sevdiklerimizdir.Sevdiklerim yasamimi daha da umutlu kildi.Onlara gerçekten çok tesekkür ediyorum..
LÜTFEN O BAŞUCUMUZDAKİ SEVDİKLERİMİZİ!'!!!!SEVDİGİNİ SANDIKLARIMIZI DEGİL AMA!!!!!!!KENDİMİZE VERDİGİMİZ DEGERLERİ VERELİMMM.

Ifrit Oldum!!!

Arkadaslar kac zamandir rahatsiz oldugum bi konu war.. Yazmaya karar wermemin nedeni de o kisilerin bunu bi uyari olarak kabul edip kendilerini duzeltme yoluna gitmelerini istememdir.. Su foruma girdigimden beri imzalarim, awatarlarim, resimlerim, actigim konular, anketlerim, ekledigim uyarilar, hatta we hatta forumdan arkadaslarimin dogum gününde ekledigim animasyon we resimler bile benden izinsiz bi sekilde kullanilmakta..(Yine forum üyeleri tarafindan) Ben de bundan asiri derecede rahatsizim.. Konular elbette alinir baska yerlerde kullanilmak üzere, ki zaten forumun amaci da bu: Bilgi paylasimi.. Fakat benim kastetigim kisisel eklentilerimin calinmasi..

Bu genel bi uyari idi, bir daha tekrarlandigi takdirde isim wererek uyaracam!..

Lütfen biraz orjinal olun!!!

Özür Dilerim İREM

İrem Aşkım seni son zamanlarda çok üzdüm farkındayım.Senden herkezin önünde özür dilerim.Burda herkezin önünde sana söz veriyorum bir daha asla seni üzmeyecem.Herkez şahit olsun eğer bir daha seni üzersem buraya gelip ben bir eşşeğim diye yazarım.Seninle çok güzel günlerimiz oldu olmayada devam ediyor.Kavgalarımızda oluyor benim hatalarımdan.Ancak artık herşey değişti.SENİ ÇOK SEVİYORUM

Özet Bu............

12 OCAK 1981 DE AĞLAMAYI ÖĞRENDİM....PEK SEVMEDİM...

*1983 AMA AĞLAYIP HERŞEYİ YAPTIRABİLECEĞİMİ ÖĞRENİNCE...SEVMEYE BAŞLADIM...

*1986 DE B.K İÇNDE YÜZMEYİ ÖĞRENDİM--EVİN TUVALETİNİN CANI SIKILMIŞTI BİRAZ EVİN
İÇİNİ DOLAŞAYIM DEMİŞ.İLK YÜZME DENEMELERİMİ BU SAYEDE GERÇEKLEŞTİRDİM.HAYATA
HAZIRLIK OLDU,ÇÜNKÜ DAHA ÇOK BUNA BENZER OLAYLA KARŞILAŞACAKTIM!!!??--

*1987 DE KARA ÖNLÜKLERLE BEYAZ BİR SAYFA AÇMAYI ÖĞRENDİM--İLKOKULA BAŞLADIM--

*1988 DE MECNUN NASIL OLUNUR ONU ÖĞRENDİM--KARŞI KOMŞUMA VE SINIF ARKADAŞIMA AŞIK
OLDUM.VE EVDE NE KADAR BİBLO,VAZO...VB ŞEYLER VARSA ONLARIN ALTINA ZAHİDE&OKTAY
YAZMASINI ÖĞRENDİM.--adım küçük neşet diye değiştirildi....Zahide kurbanım
oy....nolacak halım...

*1989 DA EV ERKEKLİĞİ NASIL OLUR ONU ÖĞRENDİM--ANNEM İŞE BAŞLADI.EVDE KIS OLMAYINCA
Bİ NEVİ KIS EVLAT GİBİ OLDUM EVİN--OKTAY ÇAYLARI DAĞIT..OKTAY KOLONYA TUT...OKTAY
SOFRA KUR VE KALDIR... EVİN KÜÇÜĞÜ OLMAK ÇOK KÖTÜ..YAS 25 HALA KÜÇÜK MUAMELESİ
GÖRÜYORUM..

*1993 BASKETBOLLA TANIŞTIM--ORTA 2.SINIFTA TAKIMA GİRDİM...ORTA 3 TE İLK BEŞ
OYNAYARAK ISPARTADA 1.OLDUK-- ARTI YILDIZLARDA 1.LİK ...ÖLE DEVAM EDECEK BUU...

*1995 TE İLK HÜSRANIMI YAŞADIM -FEN LİSESİ SINAVINA GİRDİM VE SINAVDA BANA KAÇ
BASKET ATTIĞIMI KİMSE SORMADI BABAM BANA HEP SUNU DERDİ "OKTAY SINAVDA SANA KAÇ TANE
BASKET ATTIĞINI SORMAYACAKLAR" SORMADILAR...YA BU BÜYÜKLER HER ŞEYİ BİLMEK
ZORUNDALARMI???

*1995 TE ANADOLU LİSESİ SINAVINA GİRDİM...KAZANMADIM..
ÇÜNKÜ GENE SORMADILAR.. ANADOLU LİSESİ SINAVI İPTAL EDİLDİ...OH DEDİM KESİN BU SEFER
SORACAKLAR...ÇOK İYİ HAZIRLANMIŞIM HANGİ MAÇTA KAÇ SAYI ATTIĞIMI HERSEYİ
BİLİYORUM...VEEEE
GENE SORMADILAR...

*1998 BANA 'BEN BU MORANLA ÇIKMAM DİYEN Bİ KIZLA ÇIKMAYA BAŞLADIM' O MORONLA 5 YIL
GEÇİREĞİNİ DÜŞÜNEMEDİ GALİBA....

*2002 DE KENDİ HALT YEMEMDEN DOLAYI 5 YILLIK İLİŞKİM BİTTİ.ERENLERE KARIŞTIM
OKULDAN,DÜNYADAN KENDİMİ SOYUTLADIM.SONRA OLAYLAR DALLASA DÖNDÜ...NESE..O BENDE
KALSIN....!!??!

*2003 OKUL UZADI.BEN BU ARADA 3 YURT 3 EV DEĞİŞTİRDİM.BABAMLAR BENİ SEYYAH OLARAK
GÖRMEYE BAŞLADI.ARTIK HER TELEFON AÇTIĞIMDA.SAKIN EV YADA YURT DEĞİŞTİRECEM DEME!"
DEMEYE BAŞLADILAR.

*ANK ÜNİ THM VE TSM KOROLARINA BAŞLADIM.HAYATIM DEĞİŞTİ.NEŞETLİK DAMARIM TUTTU...AMA
BU SEFER ACEM GIZI.. --BURNU FINDIK AĞZI KAHVE FİNCANI,ŞEKERMİ ŞERBETMİ BAL ACEM
GIZI...---

*2004 OKUL GENE BİTMEDİ.AMA BEN EVDEKİLERE BİŞEYLER UYDURA UYDURA KIVIRMA ALANINDA
DOKTORA TEZİ VERDİM

*2005 OKUL GENE BİTMİYOR BEN PROFOSER OLAMIYACAĞIMI KIVIRMA KONUSUNDA
ANLADIM....HAYAT DEVAM EDİYOR BEN SENSE...HAYATA BİR TÜRLÜ KATILAMIYORUM...

*2006 OKUL BİT.. BİT.. BİT..
BİTMEDİ..YAA HAY BEN BU OKULU..DEMEYE BAŞLADIM..NESE 4 TANE DERS KALDI...ARTIK TEZ
MEZ GÖRMEZ OLDU GÖZÜM...YBAŞKA BİR BAHARA KADI BİZİM UMUTLAR..


EVET 25 YILIN ÖZETİ...YAŞ İLERLEDİKÇE... BUNUN YERİNE ARTIK.. BU ALMAYA BAŞLIYOR....

ÖZET BU...!!!


OKTAY
(alıntı)

Eş... iki dost gibi...............

Arabamı park yerine bırakıp öfisime doğru giderken gördüm karşıdan gelen kadını.

Ufak tefek.Tombulca.Temiz giyimli. Biraz geçkin ama sağlıklı. Beyaz tenli.

Mantosu iyi kumaştan. Başörtüsü ipekli. Bu hali ile, görmüş geçirmiş ve bir zamanlar varlıklı bir hanım olduğu belli. Her iki elindeki yüklerinin ağırlığı ile bir sağa bir sola yalpalayarak yürüyor. Ama o kadar da yavaş ki!.. Belli ki daha fazlasına gücü yetmiyor.

Bu zayıf kış güneşi bile onu terletmeye yetmiş. Yüzü pençe pençe kızarmış; sanki nişanlısı ile buluşmaya giden genç bir kız...

Bir elindeki naylon poşetin içinde küçük likit gaz tüpü. Diğerinde sentetikten yapılmış bir pazar torbası; içinde, kenarı kırık bir vazo, bir miktar mangal kömürü; kenarı yırtılmış naylonundan görülen, iki ekmek, birkaç kilo patates, biraz kuru soğan ve altlarda bir kaç parça daha öte/beri...

Biraz sonra; kaldırıma ulaştığında mola verecek gibi... Kim bilir kaçıncı dinlenmesi, çarşıdan beri?..

Kaldırıma gelmeden, bir kaç adımda ona ulaştım:

"Ne çok yüklenmişsiniz... ne çok..."

İrkildi... Her iki elindeki yükleri yere bırakıverdi. Son bir gayretle, kaldırıma ulaşabilmek için, farkında olmadan tuttuğu, soluğunu koyverdi...

"Ohhh..."

"Nerelerden geliyorsunuz ?"

Kimin laf attığını anlamak için başını kaldırdığında gözlerini gördüm. Şaşırdım. Bu yorgunluğa karşın böyle bakılabilir mi? Böyle berrak, böyle gözlerinin bebekleri gülerek ve sevgi ile... bezginliğin gölgesi olmadan...

Utanmış gibi başını umuzuna eğerken, mantosunun cebinden kar gibi beyaz, patiska mendilini çıkardı, yüzünün terini sildi. Mahçupça, yanaklarının kırmızılığı biraz daha artarak:

"Çarşıya çıkmıştım. Eksik gedik tedariki için."

"Hepsini alabildiniz mi bari?"

"Ne gezer efendim. Bu devirde her eksiği almak mümkün mü?

"Keşke otobüse binseydiniz... Bu kadar yorulmazdınız..."

Önce ne yanıt vereceğini bilemedi. Ama bundan sonra saklamanın ne önemi vardı ki...

"Son zamlarla otobüs biletleri de arttı iyice; gidiş dönüş beşyüz lira oldu efendim."

"Kiminiz, kimseniz yokmu?.. Size yardım edecek?.."

"Eşimi beş yıl evvel kaybettim. Çocuğumuz olmamıştı. Yeğenlerim var ama herkesin de kendi işi var"

Doğrusu bu ya, içim "cız" etti. Kendimi ona yakınlaşmış hissettim.

"Hadi birlikte yürüyelim, torbalarınızı taşımanıza yardım ederim."

"Aman efendim... nasıl olur?.. size zahmet olmasın..."

"Zahmet olmaz, zaten ben de o tarafa gidiyorum."

Torbalarını aldım, birlikte yürümeye başladık...

Arabamı park yerine bırakıp öfisime doğru giderken gördüm karşıdan gelen kadını.

Ufak tefek.Tombulca.Temiz giyimli. Biraz geçkin ama sağlıklı. Beyaz tenli.

Mantosu iyi kumaştan. Başörtüsü ipekli. Bu hali ile, görmüş geçirmiş ve bir zamanlar varlıklı bir hanım olduğu belli. Her iki elindeki yüklerinin ağırlığı ile bir sağa bir sola yalpalayarak yürüyor. Ama o kadar da yavaş ki!.. Belli ki daha fazlasına gücü yetmiyor.

Bu zayıf kış güneşi bile onu terletmeye yetmiş. Yüzü pençe pençe kızarmış; sanki nişanlısı ile buluşmaya giden genç bir kız...

Bir elindeki naylon poşetin içinde küçük likit gaz tüpü. Diğerinde sentetikten yapılmış bir pazar torbası; içinde, kenarı kırık bir vazo, bir miktar mangal kömürü; kenarı yırtılmış naylonundan görülen, iki ekmek, birkaç kilo patates, biraz kuru soğan ve altlarda bir kaç parça daha öte/beri...

Biraz sonra; kaldırıma ulaştığında mola verecek gibi... Kim bilir kaçıncı dinlenmesi, çarşıdan beri?..

Kaldırıma gelmeden, bir kaç adımda ona ulaştım:

"Ne çok yüklenmişsiniz... ne çok..."

İrkildi... Her iki elindeki yükleri yere bırakıverdi. Son bir gayretle, kaldırıma ulaşabilmek için, farkında olmadan tuttuğu, soluğunu koyverdi...

"Ohhh..."

"Nerelerden geliyorsunuz ?"

Kimin laf attığını anlamak için başını kaldırdığında gözlerini gördüm. Şaşırdım. Bu yorgunluğa karşın böyle bakılabilir mi? Böyle berrak, böyle gözlerinin bebekleri gülerek ve sevgi ile... bezginliğin gölgesi olmadan...

Utanmış gibi başını umuzuna eğerken, mantosunun cebinden kar gibi beyaz, patiska mendilini çıkardı, yüzünün terini sildi. Mahçupça, yanaklarının kırmızılığı biraz daha artarak:

"Çarşıya çıkmıştım. Eksik gedik tedariki için."

"Hepsini alabildiniz mi bari?"

"Ne gezer efendim. Bu devirde her eksiği almak mümkün mü?

"Keşke otobüse binseydiniz... Bu kadar yorulmazdınız..."

Önce ne yanıt vereceğini bilemedi. Ama bundan sonra saklamanın ne önemi vardı ki...

"Son zamlarla otobüs biletleri de arttı iyice; gidiş dönüş beşyüz lira oldu efendim."

"Kiminiz, kimseniz yokmu?.. Size yardım edecek?.."

"Eşimi beş yıl evvel kaybettim. Çocuğumuz olmamıştı. Yeğenlerim var ama herkesin de kendi işi var"

Doğrusu bu ya, içim "cız" etti. Kendimi ona yakınlaşmış hissettim.

"Hadi birlikte yürüyelim, torbalarınızı taşımanıza yardım ederim."

"Aman efendim... nasıl olur?.. size zahmet olmasın..."

"Zahmet olmaz, zaten ben de o tarafa gidiyorum."

Torbalarını aldım, birlikte yürümeye başladık...

Eş... iki dost gibi...
cenk sandıkçıoğlu..................

Pınar Altuğ

Her kafadan bir ses çıksa da itiraf ediyorum ki aslinda Pınar Altuğ aslında benimle beraber oha vede 10 yıldır tanışıyoruz.Sitemizin de iyi bir üyesidir ve bütün chatlerini sitemizde yapmaktadır.Lütfen nick sormayınız.

Oku ÇÜnkÜ Senİ Sana Yaziyorum!!!

Güneşin başka iklimleri aydınlatmaya,başka gönülleri ısıtmaya gittiği şu saatlerde kağıdı,kalemi elime alıp,seninle dertleşmek,yalnızca sana yazmak ve yalnızca seni özlemek geliyor içimden.Sana yazmak.\'\'Sana seni Yazmak\'\'
Seni ve yüreğimde anlam bulan duyguları...Sana ait yüreğimin derinliklerinden kopup gelen artçı şokları anlatmak ve toprağı alnından öperken yağmur taneleri,tüm banliğimle sana yağmak istiyorum...

Bu gece dudaklarımdan dökülen her kelimede sen varsın ve yine sen varsın yarım kalan sevdamın eksik taraflarında.Bomboş ve sessiz kaldırımlarda yürürken seni haykırıyorum sensizliğin inadına! Bu sensizlik gecesinde sevdamın en ücra köşelerine seni yazıyorum.

Bu gece gene yağmur yağıyor.Yağmur yağıyor gönlümün sensizlikle yanan her yerine.Yağsın,yağsın ki saklasın sensizliğimde döktüğüm gözyaşlarımı!Ve yine saklasın sensiz geçen bomboş hayatı...

İşte seni haykırıyorum sensizliğe alışamamış yüreğime,işte seni yazıyorum!!!
Bu gece gene yağmur yağıyor.Senyoksun oysa biliyorum ve üşüyorum sensiz kaldığım saatlerde. Gözyaşlarımı efkarıma kattım bu gece. Sevdamı,umudumu ve seni kızgın bir sel gibi kalbime akıttım.

Bu gece yağmurla beraber gözyaşlarım yağıyor ve ismini yazıyor sensizliğin acısı ile kıvranan kaldırımlara.Süzülen her damlada sen vardın ve yine sen vardın gecenin en karanlık anında. o,doya doya bakamadığım gözlerin,gözlerimin içine bir kez daha değseydi ve tebessümünden bir gül açsaydı yanaklarında,yetmez miydi? Bir bakışın bir ömüre değmez miydi?
İsmini kazıdığım kaldırımlara sanki sen yağıyorsun yağmurla birlikte ve sevgin yağıyor yüreğime...Yalnız ve bomboş odamda sen varsın hala.Hala sensizliğim duruyor yanı başımda...

Bu gece gözyaşlarım yağıyor sensizliğimle birlikte kaldırımlara.Seni arıyorum,erimekteyim...Karanlık geceye inat ay gökyüzünde...

Ve gökyüzü yüreğimde.......

Adını Siz Koyun...!!!

Bir genç kızın Hürriyet yazarı Güzin Ablaya gönderdiği intiher mektubu okuyanın tüylerini diken diken ediyor...

Bu bir elveda mektubu

Sevgili Güzin Abla, bu mektubu bana yardım etmen için yazmıyorum diğerleri gibi. Bana kimse yardım edemez artık biliyorum. Ben 17 yaşında bir genç kızım. Her ne kadar kızlığım zorla alınmış olsa da, kadınım demeye dilim varmıyor. Bu mektubu sana yolladıktan sonra hayatımı sona erdireceğim. Biliyorum günah diyeceksin, ama artık dayanamıyorum. Senden tek isteğim bu mektubu yayınlaman. Biraz uzun olacak ama sana kendi hikayemi anlatmak istiyorum.

Benim kendi nüfus kağıdım hiç olmadığı için beni bebekken ölen ablamın nüfus kağıdıyla gömeceklerdir. En azından senin sayende ölmeden önce bir öykümün olmasını, ölümümün bir değeri olmasını istiyorum. Nüfusta gözükmesem bile senin köşen aracılığıyla okusunlar, "Bir yerlerde böyle bir kız ölmüş" desinler istiyorum. Ölümümden herkesin haberdar olmasını istiyorum.

İLK TECAVÜZ ABİMDEN

Ben 12 yaşındayken başladı her şey. Annem öldürüldü, zehirlediler onu. Amcam babama, anneme 13 sene önce bir gece evde yalnızken tecavüz ettiğini ve bu tecavüzün meyvesi olduğumu söylemiş. Babam ona inandı ama amcamı öldüremezdi. Amcam hem ondan 10 yaş büyük, hem de arkasında güçlü insanlar var. Bu yüzden annemi zehirledi ve onu başka bir kimlikle gömdüler.

Tabii bana da kötü davranmaya devam etti. Bir akşam ağabeyim odama geldi. "Madem sen benim kız kardeşim değilsin; o zaman sana istediğimi yapabilirim" dedi ve bana tecavüz etti. Daha sonra her gece gelmeye başladı. Yanında bıçak oluyordu; bağırırsam beni öldüreceğini söylüyordu. Bir akşam babam bizi o vaziyette yakaladı. Beni artık kimsenin almayacağını, kızlığımın bozulduğunu, artık beni evinde tutmasına gerek kalmadığını söyledi.

Beni evde tutmasının tek nedeni benimle evlenecek kişiden başlık parası almakmış. O geceden sonra kabus başladı. Bizim eve gelen babamın arkadaşları benim odamda birkaç saat geçirmeden gitmez oldular. Bütün bu olaylar sırasında üç kez hamile kaldım ve üç kere düşük yaptım. Evden kaçmaya cesaret edemiyordum; nasıl olsa beni bulup öldürürlerdi.

ŞİMDİ DE KUZENİM

Bir gece odamın kapısı yine açıldı babamın arkadaşlarından birini beklerken, kuzenimi gördüm kapıda. Yanıma geldi ve beni sevdiğini söyledi. Ona inanamadım; nasıl beni sevebilirdi. Ben artık kirlenmiştim. Sonuçta benim şu kısacık hayatımdaki en güzel andı. O kadar şefkatliydi ki. Herkesten öyle farklıydı ki. O da artık ara sıra odama geliyordu. Nasıl olurdu bu anlamıyordum. Babası da, ağabeyleri de, hepsi benimle birlikte olmuştu. Şimdi o nasıl benimle evlenmek isteyebilirdi. Şüphelendim ama sonra boş verdim. Bundan daha fazla ne olabilirdi ki.

"Kaçalım" dedi. Bir gece kendimden beklenmeyecek bir cesaretle kabul ettim. Beni ormandaki bir kulübeye götürdü ve oraya kilitledi. "Sen beni ne sanıyorsun" dedi, "Senin gibi bir fahişeyle evlenir miyim ben? Sana aşıktım ama sen bacaklarını ağabeyine açtın." Hayatımın en kötü anıydı. Sanırım ağabeyim benim ona geldiğimi söylemiş.

KARARLIYIM

O kulübede bana ne yapmayı düşündüklerini bilmiyorum. Ama ne yapıp edip kaçtım oradan. Buraya geldim ve sana bu mektubu yazıyorum. Cebimdeki birkaç kuruşu bu mektubu yazabilmek için harcıyorum.

Kararlıyım, kendimi öldüreceğim. Çünkü sonunda onlar nasıl olsa beni öldürecekler.

Senden son isteğim Güzin Abla, benim öldüğümü kimseler bilmeyecek, en azından okurların bilsin. O kulübeye geri döneceğim şimdi ve orada öldüreceğim kendimi. Belki de beni bulunca hemen oracığa gömecekler.

Elveda Güzin abla, teşekkürler sana.